Balıkçı kadınların köyü açık hava müzesi oluyor

Balıkçı kadınların köyü açık hava müzesi oluyor

ABONE OL
Mart 15, 2021 01:17
Balıkçı kadınların köyü açık hava müzesi oluyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bursa ’nın batısındaki Apolyont ’a, zamanın hızlı akmadığı çok eski bir göl köyüne gidiyorum. Toprağı eşelesen tarihin neredeyse fışkıracağı köyde, hayatın kaderini gölün hareketsiz ve puslu suları çiziyor. Balıkçı kadınlarıyla meşhur Gölyazı, konuklarına telaşsızlığı ve dinginliği yeniden öğretiyor.

Peki, soğuk bir kış günü beni buralara değin getiren şey ne? Anında söyleyeyim: Gölyazı ’da 2016 ’dan bu yanlamasına Uludağ Üniversitesi Kazıbilim bölümü işbirliğinde yürütülen kazı ve tarihi eser kurtarma çalışmaları… Nekropol alanındaki kazılarda ortaya çıkarılan altı farklı tipte toplam 27 lahit ve eseri turizme kazandıracak olan Gölyazı Nekropol Alanı Açık Hava Müzesi için bir süredir yapılan hazırlıklar bütün hızıyla sürüyor. Kazılarda ortaya çıkarılan mezarların, bilhassa Roma devrinde nadir görülen kerpiç mezarların dış unsurlardan korunarak gelecek nesillere aktarılması için Gölyazı ’nın doğal dokusuna uygun bir koruma projesi geliştirilmiş.

Bölgenin köklü tarihine güncel zenginlikler kazandıracak incelemeler tamamlandığında doğal dokuya zarar vermeden bir peyzaj düzenlemesi yapılarak açık hava müzesi ziyarete açılacak. Arkeopark alanında pano ve tabelaların yanı sıra teknolojiden de faydalanarak simülasyon yöntemiyle bir kurgu içinde ziyaretçilerin alanı daha iyi kavraması sağlanacak.

Yaşayan göl

Uluabat Gölü ya da eski adıyla Apolyont ’a uzanmış ince uzun bir yarımadanın üzerine kurulu kırmızı kiremit çatılı evleriyle Gölyazı, zarif bir kadının boynundaki çekici bir kolyeyi andırıyor ilk bakışta. Gölün kuzey kıyısında, ufak bir yarımadayla hemencecik karşısındaki adacığın üstüne kurulan köyün iki yakası, ince uzun bir taş köprüyle birbirine bağlanmış. Çağdaş zamanlara inat, Gölyazı ’da son laf hâlâ doğaya ait. Kış aylarında dört metre dek yükselen göl suları, köyün iki mahallesini birbirine bağlayan yarımadayı daraltarak bir ada görünümüne büründürüyor. Kıyılarının kır çiçekleriyle kaplandığı ilkbahar aylarında yolunuz düşerse gölü ömrünüzde hiç görmediğiniz değin çok kuş türüyle tanıştığınız yer olarak hatırlayacaksınız muhtemelen.

Tektonik bir bunalım sonucu oluşmuş, 156 kilometrekare büyüklüğündeki Uluabat, en derin yeri 10 metreyi geçmeyen sığ bir göl. Kıyıları tahıl tarlaları ve meyve bahçeleriyle çevrili gölün sığ suları, sukuşları için fazla zengin bir beslenme kaynağı. Göçmen kuşların yeryüzündeki kayda değer geçiş yollarından biri olan göl, kapı komşusu Manyas Kuş Cenneti ile birlikte yaban hayatı için eşsiz bir ekosistem oluşturuyor.

Balıkçı kadınların köyü açık hava müzesi oluyor

Dünya Doğal Hayatı Koruma Vakfı tarafından ‘yaşamış göl ’ bildiri edilen Uluabat, minik karabatak ve bıyıklı sumru gibi nadir türlerin Türkiye ’deki en manâlı hayat alanı. Keza alacabalıkçıl, kaşıkçıl, patka, gece balıkçılı, çeltikçi, sakarmeke ve kızılgerdan gibi onlarca kuş türünün de barınağı. 1920 ’li yıllara kadar küçük bir Rum köyü olan Gölyazı ’nın kuruluşu, 2 bin 500 sene öncesine uzanıyor. Doğanın alabildiğine cömert davrandığı Gölyazı ’da, gözün gördüğü bütün açılara rengârenk sandallar yerleştirilmiş.

Umutla çekilen kürekler…

Her üç evden birinde filika olması, balıkçılığın hâlâ bir geçimini sağlama kaynağı olduğunun kanıtı. bununla beraber hastaları doktora yetiştiren, gölün uzaktan kıyılarındaki bahçe mahsulünü evlere ve pazarlara taşıyan, sevgilileri birbirine kavuşturan ve çocukları gezdiren sandallar, Gölyazı halkı için hayatın ta kendisi aramak… Ağ tamir etmek, sandal boyamak, olta aranje etmek, balık elde etmek veya satış günlük yaşamın klasik bir parçası. Köy kahvesi, yaşlı balıkçıların gençlere deneyimlerini aktardığı bir mektep hemen hemen…

Göle çift birey açılmaksa âdetten… Genelde bir bayan ve bir erkekten oluşan ekiplerde, karı-koca veya baba-gelin eşleşmesi çoğu kez görülüyor. Kürek sürüklemek, demirlemek gibi işlerle genelde erkekler; ağ toplamak ve onarmakla kadınlar ilgileniyor. Umutla çekilen her kürek, geriye doğru nasırlaşmış eller, sabahtan ayazının esmerleştirdiği derin buruşuk yüzler bırakıyor.

Adını Yunan mitolojisindeki kehanet tanrısı Apollon ’dan alan Apollonia ’nın antik temelleri üzerine kurulu Gölyazı, tarih meraklılarının da ilgisini çekecek köşeler saklıyor. Şimdiki yerleşimi çevreleyen 800 metre uzunluğundaki antik surlarda, Helenistik kapı ve kule kalıntılarına yüz yüze gelmek mümkün.

Güney yamaçtaki Zambaktepe ’de kurulu olan ve Roma döneminden kalma antik tiyatro 4 bin karakter. Antik su kemeri ve kabir yapıları da Deliktaş mevkisinde. Az Önce arkeolojik kazı çalışması yapılmamış belli başlı gizemli antik kalıntılarsa Gölyazı çevresindeki adacıklarda kuytu. Yörede bulunmuş sikkelerde betimleme edilen Apollon Tapınağı ’ndan kalma harabelerin, antik kentin 500 metre değin kuzeyindeki Kız Adası üzerinde olduğu yaygın bir söylenti. 19 ’uncu yüzyılda inşa edilmiş Ortodoks kilisesiyse hâlâ ayakta. Kazılarda ortaya meydana çıkan antik yapı parçaları, heykel ve sikkeler, Bursa Arkeoloji Müzesi ’nde görülebilir.

Aşktan doğdu

Gölyazı ’nın tarih yüklü sokaklarında gezinirken yöre halkının ağzından dinleyebileceğiniz garip bir de öyküsü var bölgenin. Rivayete göre Apolyont ’un en eski sahibi olan Apollonia Kralı ’nın çok güzel bir kızı varmış. Günün birinde, komşu krallık Melde ’nin prensi hoş prensese âşık olmuş. Oysa prensesin gönlü olmadığı için varmamış prense.

Kral, Apolyont Gölü kıyısındaki bir tepe üstüne saray yaptırarak orada saklamış kızını. Buna fazla sinirlenen Melde Kralı, Mustafakemalpaşa Nehri ’nin yatağını değiştirterek Apollonia ’nın sular aşağıda kalmasına yol açmış. İşte bugünkü Gölyazı Yarımadası da tarihteki bu su baskını sebebiyle oluşmuş.

sizlere ozgurhaberci.com farkıyla sunulmuştur

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.