X
Melek İpek davasında gerekçeli karar: Muhtemel saldırıya karşı savunma meşru müdafaadır
  • Özgür Haberci
  • Gündem
  • Melek İpek davasında gerekçeli karar: Muhtemel saldırıya karşı savunma meşru müdafaadır

Melek İpek davasında gerekçeli karar: Muhtemel saldırıya karşı savunma meşru müdafaadır

ABONE OL
Haziran 7, 2021 12:13
Melek İpek davasında gerekçeli karar: Muhtemel saldırıya karşı savunma meşru müdafaadır
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Döşemealtı ilçesinde 7 Ocak’ta kendisine cefa edip, ölümle tehdit ettiği iddiasıyla 12 yıllık eşi Ramazan İpek’i av tüfeğiyle vurarak öldüren 2 çocuk annesi Melek İpek, mahkemece tutuklandı. Antalya 3’üncü Ağır Suç Oluşturan Mahkemesi’nde 26 Nisan’da görülen 3’üncü duruşmada ‘cinayet verilmesine yer olmadığı’na karar verilip tahliye edilen Melek İpek, 108 gün sonra özgürlüğüne kavuştu.

Antalya 3’üncü Ağır Canice Mahkemesi, gerekçeli kararını hazırladı. 5237 sayılı Kanunun 27. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan ‘Yasal savunmada sınırın aşılması mazur görülebilecek bir heyecan, nefret veya telaştan ileri gelmiş ise faile cinayet verilmez’ hükmü hatırlatılan gerekçeli kararda, “Bu durumda; kişinin maruz kaldığı hamle sebebiyle içerisine düştüğü nefret edilen şey, acele ve şaşkınlık dolayısıyla davranışlarını yön belirleme yeteneğinin ortadan kalkması söz konusu olacağından, meşru müdafaada sınırın aşılmasından nedeniyle kusurlu sayılamayacağı kabul edilir. Dolayısıyla burada belirleyici olan, maruz kalınan saldırının kişiyi içerisine düşürdüğü psikolojik durumdur” denildi.

‘HUKUK DÜZENİNİ İLK İHLAL EDEN SALDIRGANIN KENDİSİ’

class=’cf’>

Sınırın aşılması konusunda failin o anda içerisinde bulunduğu ruh halinin adaletli bir tarzda göz önünde bulundurmak gerektiği belirtilen kararda, “Yani failin niyeti, fiilin icra tarzına ve ruh haline göre önemli bir saldırının defedilmesinden ziyade, kin duygusunu tatmine yönelik ise yasal müdafaanın sınırlarını aşma değil, fakat hileli kışkırtma söz konusu olabilecektir. Yasal müdafaada yer alan kişinin eylemi, kavgacı açısından haksız kışkırtma olarak değerlendirilemez. Zira hukuk düzenini birincil ihlal eden saldırganın kendisidir” ifadeleri yer aldı.

‘SANIĞIN BEYANLARI BİRBİRİYLE UYUMLU’

Doğrudan adap tanığı bulunmayan olayda sanığın olayın hemencecik sonrasında alınan beyanları ile ilerleyen aşamada alınan beyanları ve özellikle yargılama aşamasında alınmış ifade içeriklerinin esas olarak birbiriyle düzenli olduğu belirtilmiş kararda, “Dolayısı ile bütün dosya kapsamındaki bedensel deliller aleyhinde savunmaya şeref edilmesi gerektiği anlaşılmaktadır” denildi.

‘TEKRARINDAN KORKULAN BİR SALDIRI DA HENÜZ SONA ERMEMİŞTİR’

class=’cf’>

Meşru müdafaadan laf yapabilmek için bir saldırının bulunması ve savunma ile saldırının bununla beraber, hemzaman olması gerektiği ifade edilen kararda, şöyle denildi:
“Hücum başlamadan önce müdafaaya aşmak nasıl yasal sayılmazsa, öylece atak bittikten sonradan müdafaada bulunmak da meşru olamaz. Oysa saldırının varlığı şartını geniş manada anlayışlı olmak ve başlayacağı artık muhakkak olan bir saldırıyı başlamış, keza tekrar olmasına rağmen tekrarından korkulan bir saldırıyı da hemen şimdi sona ermemiş saymak zorunludur. Ama bir kimsenin mümkün saldırıya karşısında hazırlık yapması ve savunma araçlarını evvelden hazırlaması da yasal müdafaa kabul edilmelidir. Bir Takım hallerde saldıran durumunda yer alan kişinin hareketi müphem (belirsiz) nitelikte olabilir. Ama bu durumda yer alan kimsenin maksadının hücum olduğuna inandıracak dış alametler varsa hamle şartı gerçekleşmiş sayılabilir. öte taraftan, saldırının varlığının kabulü için tekrar tekrar halen mevcut olması durum olmayıp, gerçekleşmesinin belirlenmiş olması da yeterlidir. Demin başlamamış fakat başlaması belirlenmiş olan saldırılara aleyhinde da savunma mümkündür. böylece taraflar arasında direkt bir boğuşma ya da karşılıklı çatışma durumunun gerçekleşmesini aramaya gerek yoktur. Burada saldırının kesin olduğunun en büyük kanıtı ise maktulün servise çıktığı sırada sanığın ellerini çözerek kıyafetini giymesine olanak sağlaması yerine sanığı ölümle korkutma ederek çıplak ve elleri kelepçeli olarak bırakıp kelepçe anahtarını da cebinde götürmesidir. Bu şekilde davranan sanığın uyguladığı sistematik şiddetin tekrarının belirli olduğu açıktır.”

class=’cf’>

‘ÖÇ ALMA KANAATİ İLE HAREKET ETMEDİ’

Sanığın öç alma ve bilhassa ‘Ne de olsa yasal müdafaa halindeyim’ irade ve kanaati ile hareket etmediği kaydedilen gerekçeli kararda şu ifadeler yer aldı:
“Sanığın niyetinin, fiilin icra tarzına ve ruh haline göre ciddi bir saldırının defedilmesinden ziyade sanığın uğradığı şiddetin oluşturduğu kin ve dehşet duygusunu tatmine karşın olarak kabul edilemez. Zira sanığın böyle bir niyeti olsa bu niyetini tatmine yönelik uğradığı sistemli şiddetin hemencecik sonrasında uğradığı adaletsizlik aleyhinde öfkeye kapılarak evde aniden fazla tüfek ve bıçak bulunmakla ve yeniden sanığın da tüfek kullanmayı bildiği anlaşılmakla daha geceden maktulün bir nevi yorgun düşüp uyuması sonrasında bu niyetini dilekçe imkanı vardır. Sanığın saldırıyı def etmeye karşın tek atış yapıp maktulü etkisiz ışık halkası getirdikten daha sonra daha artı atış imkanı var iken ‘Ne de olsa meşru müdafaa halindeyim fırsat bu fırsat’ iradesi ile yerde yatmakta olan maktule karşısında öfke ve gazap ile hareket ederek tüfek, fişek ve bıçak gibi tatmin edici aleti de olduğu halde ve 112 kayıtlarındaki hırıltı ve yas seslerinden maktulün demin ölmediğinin belirli olduğu ortamda ölüm sonucunu almaya karşın riske girmeyip eylemine devam etme imkanı var iken devam etmeyip tek atışla eylemini sınırlandırmıştır. Ardından en hızlı şekilde 112 acele servis hattını arayarak olayı ihbar etmesi, söz konusu ihbar ile destek istek etmesi hatta olayın gerçekleştiği evin ekipler kadar bulunmasına yönelik görevlilere ısrarlı yer ve yön tarifinde bulunması hususları daima birlikte değerlendirildiğinde, sanığın öç alma güdüsü ile hareket etmediği yönünde tam bir kanaat edinilmiştir. Yine sanığın maktule dış kapıdan girer girmez tereddütsüz ateş etme imkanı var iken böyle bir koşul olmadığı ve özellikle atış mesafesi ve el svaplarına yönelik tespitlerden davalı ile maktulün arasındaki mesafenin kısaldığının sabit olduğu, yine sanığın maktulün demin olmadığı ortamda silahı alması veya aramasının aracısız öldürme kastını ortaya koymayacağı, bu durumun fiziksel olayda sabaha dek şiddete maruz kalmış, çıplak ve kelepçeli bırakılmış sanığın bitmiş şiddete maruz kalması belirli olmakla kendini koruma içgüdüsünden kaynaklanan doğal bir tavır olduğunun kabulünde mecburiyet bulunmaktadır.”

class=’cf’>

‘HAYATIN HERZAMANKI AKIŞINDA BEKLENEBİLECEK BİR DURUM’

Olayda sınırın hiddet, gazap gibi nedenlerle aşıldığına ilişkin kanıt olmadığı, bu yönde ortaya çıkan şüpheden de sanığın yararlanması gerektiği belirtilmiş kararda, “Yasal savunmada sınırın mazur görülebilecek bir coşku, nefret ve telaş ile aşıldığının kabulü zorunludur. Sanığın, maruz kaldığı saldırının etkisiyle içine düştüğü psikolojik hal sebebiyle heyecanlanması, paniğe kapılması ve hatta korkması, bunun sonucunda da meşru savunma sınırını aşması hayatın olağan akışında beklenebilecek bir şart olup, kin ve öç alma güdüsü ile hareket edilmediği konusunda mahkememizde tam bir vicdani kanaat oluşmuştur” denildi.

sizlere ozgurhaberci.com farkıyla sunulmuştur

En az 10 karakter gerekli

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.